11 Ocak 2010 Pazartesi

Kaos ve Mitoloji (2): Mitolojik Şiirler ve Kaos - Barış Safran

İndigo Dergisi'nden (http://indigodergisi.com)
Sayı 52, Ocak 2010

Mitoloji, mitopoetik düşünce ve mitolojide kaos gibi yazı dizimiz için temel oluşturacak kavramlara bir giriş yaptığımız ilk yazıdan sonra şimdi bu yazıda kaos kavramının doğasıyla edebi bir biçim olarak şiirin doğasının paralelliğine bir göz atacağız hep birlikte.

Yunan düşüncesinde khaos terimiyle ilk sıcak ilişkiyi kurduğumuz metne, uzun bir şiir olan Theogonia’ya baktığımızda, adeta bir tiyatro sahnesi içinde oynanan bir piyesi izliyormuşuz gibi, bu esneyen kocaman yarıktan, düzenli olana nasıl gidildiğini adım adım gözlemleyebiliriz. Bu khaostan kosmosa geçiş piyesi, aynı zamanda, Yunan dini olarak bilinen Olympos dininin, Yunanlının sosyal ve siyasal kültür yaşamının ve düşünsel öğretilerinin de oluşumunun sahnelenmesidir. Zeus’un henüz doğanın egemenliğini ele geçirmediği ve kült bir varlık haline gelmediği, tanrılar arasındaki kıyasıya mücadelelerin henüz başlamadığı bir aşamada oynanır bu oyun. Hesiodos’un yaptığı, savaşımların, aşkların, yıkımların, ayrılıkların, baştan çıkarmaların ve aldatmaların yaşanacağı düzeni dekore etmektir.


--------------------------------------------------------------------------------

Khaos'tu hepsinden önce varolan
Sonra geniş göğüslü Gaia, ana toprak,
Sürekli, sağlam tabanı bütün ölümsüzlerin
Onlar ki tepelerinde otururlar karlı Olympos'un,
Ve yol yol toprağın dibindeki karanlık Tartaros'ta...
Khaos'tan Erebos ve kara gece doğdu,
Gece'dense esir ve gün ışığı doğdu,
Erebos'la sevişip birleşmesinden...

Hesiodos, Theogonia. s.116 vd.


--------------------------------------------------------------------------------

Khaos’dan Erebos (Karanlık) doğdu. Onlar da birleşerek yerin üst tabakasının ışığı olan Aither (Hava) ve yeryüzünün ışığı olan Hemera’yı (Gündüz) doğurdular. Işık meydana geldikten sonra yaratılış sürekli devam etti. Khaos bunları doğururken Gaia’ da “Ölmezlerin Yeri” olan ve yıldızlarla bezeli bulunan göğü Uranus’u doğurdu. Hesiodos bu noktada der ki, "Gaia'dan gökyüzü yükseldi", yani Uranos... Gaia, göğe tamamıyla kendini kaplasın ve içine alsın diye kendi büyüklüğünü verdi. Gökyüzü, yani Uranos; toprağın, yani Gaia'nın hem oğlu hem eşi oldu. O zamanlarda, gökyüzü ve yeryüzü birbirine o kadar yakındı ki, birbirlerine öyle büyük bir aşkla sarılmışlardı ki, aralarındaki sınır ayırt edilemezdi.

Kaos kavramından ilk bahseden kişilerin Hesiodos, Ovidius gibi şairler olması, bir bakıma oldukça anlamlıdır. Zira James Gleick, ülkemizde de yayınlanan çok ses getiren Kaos adlı kitabında kavramı açıklayabilecek en uygun dilin şiir dili olduğunu şu şekilde ifade eder:

“On sekizinci yüzyıldan bu yana görülen bir rüya var; buna göre bilim, şeklin uzay içindeki evrimini atlamıştır. Bir akışı düşündüğünüzde, bir akışı düşünmenin birçok yolu vardır, iktisadın akışı ya da tarihin akışı. Akış önce tabakalar halindedir, sonra çatallaşıp çok daha komplike bir duruma, hatta salınımlı bir hale geçer. Daha sonra da kaosa dönüşür.

Şekillerin evrenselliği, boyutsuzluğu aşan benzersizlikler, akış içindeki akışların yinelenme gücü, bütün bunlar değişme denklemlerine ilişkin standart diferansiyel hesaplama yaklaşımının kapsamı dışında kalmaktadır. Fakat bunu görebilmek kolay olmamıştır. Bilimde problemler mevcut olan bilimsel dille ifade edilir. Libchaber’in akışlara ilişkin sezgilerini ise bugün de dâhil yirminci yüzyılda ifade edebilecek tek dil şiir dili olabilir.”


Aslına bakarsanız, kendisini izleyen sonraki pek çok dönemin aksine, şiiri, yüzeysel bir duygu anlatımı olarak görme eğilimi, ilk çağda yoktur; bu nedenle Lucretius, Vergilius, Ovidius gibi Latince ve Hesiodos, Homeros gibi Grekçe yazan ozanlarda, insan sorunlarının duygusallığa egemen olduğu görülür. İnsanın duygusal yanı göz ardı edilmez, ancak biricik yönlendirici etken de sayılmaz. Şiiri kalıcı, etkileyici kılan, bu sorunsal içerik özelliğidir. Bu özelliğin ağırlık kazandığı ozan, çağını aşar. Bu durumda şiir üç önemli konuyu kapsar:

1- Ozanın konuştuğu, şiir ürettiği dille bağlantısı, bu dile katkısı, getirdiği yenilik, sağladığı gelişme. Ozan, şiirlerini sergilediği dile katkıda bulunmamışsa, yeni imge öğeleri oluşturmamışsa, yüzeysel bir başarı ortamındadır, kendine özgü bir dil yaratamamıştır.

2- Ozan yarattığı özgün imgelerle bir şiir çığırı açmışsa başarılı, açamamışsa öykünücü demektir, geleceğe kalma olasılığı da azdır.

3- Ozanın, şiiriyle işlediği konular evrensele yaklaştığı oranda etkinliği çoğalır, ilgi alanı genişler. Ozanın içevrenine ancak bu üç kapıdan girilebilir ve ozan ancak bu kapıların açıldığı sanatsal yaratım ortamında anlaşılabilir. Ovidius, kendinden önceki tüm diğer büyük ozanlar gibi, bu üç konuyu başarıyla işleyebildiği içindir ki evrenseldir.

Bu üç özelliğin yanı sıra, konumuzla ilgili olarak, eski çağdan günümüze iyi bir edebiyat yapıtının en belirgin özelliklerinden birinin, karmaşık oluşu ve kaotik özellikler taşıması olduğu söylenebilir. Karmaşıklık, sistemin bilgi içeriğini zenginleştirdiği, anlam olanaklarını genişlettiği ve düzyazıyla gerçekleştirilemeyecek “şiirsel” bir anlatıma olanak verdiği için, düzyazının tersine sanat yapıtlarında aranan bir özelliktir. Karmaşık sistemlerin öğeleri arasındaki ilişkiler doğrusallıktan uzak, çok yönlü ve çok boyutlu olduğundan kimi edebiyat ürünlerinde kaotik dizgelere özgü başlangıç koşullarına duyarlılık, belirsizlik, öngörülemezlik, yitimli bir yapıya sahip oluş, öz-örgütlenme potansiyeli (kendiliğinden organizasyon, kendi kendine organizasyon) ve fraktallik gibi özellikler görülebilir. Karmaşık bir metni oluşturan çeşitli düzeyleri ele aldığımızda, her birinin düzenli olmaktan çok, kaotik olma potansiyeli taşıdığı görülür:

1) Yapıta konu olan ve sanatçının yaratı sürecini doğrudan ya da dolaylı etkileyen dış dünya;

2) Sanatçının belleğini, eğitimini ve kişisel deneyimini barındıran zihni;

3) Yapıtın daha önceki yapıtlarla, yazın geleneğiyle ve genel olarak kültürle bağlantısı;

4) Yapıtın dille kavgası ya da dili geliştirme, çarpıtma ve ilerletme çabası; ve

5) Metnin bütün bu etkenlerin çarpışmasından doğan düzensiz, yitimli ya da fraktal iç yapısı

Bu etkenlerden her birine ilişkin görüş, inanış ya da uzlaşımların çağlar içinde büyük değişimler göstermesi, insanlığın kültür birikimine bağlı olarak her dönemin kendi özel anlatısını yarattığını ortaya koyar. Az sonra değineceğimiz gibi, Ovidius’un, kaostan kozmosun yani evrenin oluşumu ve insanın yaratılışımı anlattığı Dönüşümler başta olmak üzere tüm eserleri, biraz da hızlı ve özensiz yazması sebebiyle kaotik özellikler taşımaktadır. Anlatıların gittikçe karmaşıklaşması, yaşama, yazma ve bilme biçimlerinin karmaşıklaşmasıyla yakından ilintili olduğundan sanat ürünleri taşıdıkları karmaşıklık düzeyine bağlı olarak değer kazanır. Dilin, düşüncenin, yazma tekniklerinin gelişmesine katkıda bulunmayan, bildik masallar anlatan metinler, güçsüz ve kısa ömürlü olur.

Bu durumla ilgili olarak Batı bilim ve kültür geleneğinde kaosun yirminci yüzyılın son çeyreğine kadar olumsuz bir durum ve etken olarak görülmesine ve düzeni (kozmosu) yücelten, kaosa düzen vermeyi (kozmosa dönüştürmeyi) amaç edinen bu düşünce biçiminin sanatı da etkilemesine karşılık, algılama, bilme ve düşünme yöntemlerimizi sorgulayan şiir ve sanatın hemen her dönemde kaosa daha yakın olduğu söylenebilir. Aslında her ne kadar Batı uygarlığı içinde kaosla düzen (kozmos), son yıllara kadar birbirlerine karşı kavramlar olarak görülse de, bilgisayarın gelişmesiyle biçimi, düzene dönüşme yolları ve geometrisi belirlenen kaos, sonunda geç de olsa bilim dünyasınca da kabul edilmiştir.

Edebiyat, sanat ve ilk yazımızdan hatırlanacağı gibi felsefe gibi temel kültür alanlarındaysa yaşamın ve insanın temelde kaotik olduğunu söyleyen ya da sezdiren yapıtlar, bin yıllardır ilgiyle okunuyor. Dahası, Shakespeare, Milton, Balzac gibi büyük yazarların kimi zaman istemeden, bilmeden, düzeni savunduklarını sanarak ya da düzeni savunuyormuş gibi yaparak kaosun çekiciliğine kapıldığı da biliniyor. Günümüzde kaos ve bu kavram etrafındaki kelebek etkisi, garip çekici, türbülans gibi çeşitli terimler, artık edebiyat, sanat ve genel olarak kültür alanına girdi. Bilimin ve kültürün bugün ulaştığı teknik ve ideolojik düzey, kaosla düzenin birlikte varolduğunu, birbirine dönüştüğünü ve bu karşılıklı ilişkinin yıkıcı değil, yapıcı ve yaratıcı sonuçlar verebileceğini ortaya koyuyor. Ancak düzeni temel alan ve bütün değerlerini bunun üzerine kuran Batı kültür ve geleneği içinde sanat, en başından beri, enformasyon kuramından alınma bir deyimle, her zaman “parazit” yapan, kaosun varlığına ya da olanaklarına dikkat çeken, bunu yapamadığında da en azından düzenin tutuculuğunu, köhneliğini eleştiren marjinal bir kültür alanı olagelmiştir. Sanatçı da, inandığı sanat anlayışı uğruna, neredeyse özünden geçen ödünsüz kişiliği, yerleşik yaşama ve yaratma biçimlerine kafa tutuşuyla başlı başına kaotik bir öğe olarak görülebilir.

Shakespeare’in bugünkü okurları, Freud, Marks ya da kaos kuramları ışığında yeni anlamlar yükleyebilir oyunlarına. Örneğin, Shakespeare’in Hamlet, Macbeth, Fırtına, Othello ve Kral Lear başta olmak üzere tüm yapıtları güçlü krallıkları bir anda yıkıma uğratan kaotik öğelerle ve kaotik kişiliklerle doludur. Bu konuda kaos kuramıyla önemli benzerliklerden biri, garip çekerler denilen ve kaotik bir dizgeyi kendisine çekerek kaotik devinimi başlatan etkenlerin varlığıdır. Garip Çekerler (Strange Attractors) adlı kitabında kaos teorisine ilişkin en önemli kavramlardan biri olan garip çekerlerin yazın alanında roman ve oyun kişilerine de uygulanabileceğini ileri süren Harriett Hawkins, bu kişilerin taşıdıkları kötülük gizilgücüyle son derece etkileyici oluşlarına dikkat çeker. Kısaca birkaç örnek sayacak olursak, Othello’da Iago, bütün alt üst oluşu yaratan etkendir. Antonius ve Kleopatra’da Roma imparatorları ve generalleri, Kleopatra için ya da hep kaotik bir güç olarak algılanan aşk için, imparatorlukları gözden çıkarır. Macbeth’de cadılar, kralına bağlı cesur Machbet’i bir anda cinayet planları yapan bir alçağa dönüştürür. John Milton’un, Yitirilen Cennet’inde, şiirsel ve etkileyici konuşmasıyla Havva’nın önünde yeni ufuklar açan Şeytan, onu günah işlemeye yönelten bir garip çekicidir. Kısacası, tiyatro oyunları ve daha geniş kapsamlı düşündüğümüzde tüm sanat yapıtları, her ne kadar büyük ölçüde yaratıcılık ve hayal gücü içerseler de, kaynağı ve kökleri gerçek hayattadır ve gerçek yaşamdan beslenirler. Dolayısıyla, bu tarz incelemeler, aslında bir ölçüde, “hayatın kendisinin işleyişinin kaotik bir sistem olduğu” varsayımına dayanırlar.

Kaos kavramını ilk telaffuz eden kişilerden olan Hesiodos’tan oldukça etkilenen ve yapıtları Shakespeare başta olmak üzere Chaucer, Goethe, Ezra Paund gibi pek çok yazarı etkileyen, en önemli eserlerinden Dönüşümler’in başında kaostan bahseden Ovidius’un yaşamı incelendiğinde de bu tarz paralellikler ve geleneksele karşı çıkan kaotik bir öğe olarak sanatçı prototipi rahatlıkla görülebilir. Publius Ovidius Naso, 20 Mart M.Ö. 43’te Roma’nın 140 km. doğusundaki Sulmona’da (Sulma) dünyaya gelmiştir. On iki yaşına geldiğinde ailesi tarafından Roma’ya gönderildi. Dönemin en iyi öğretmenlerinden retorik dersleri aldı. Ovidius’un soylu sınıftan olan babası, oğlunun devlet memuru olmasını ve düzenli bir yaşantıya kavuşmasını istiyordu. Ama Ovidius tercihini kaostan yana kullanarak Atina’ya gitti ve kendisi gibi şair olan arkadaşı Pompeius Macer’le birlikte Yunanistan’ı dolaştı. Sonraki yıllarda bazı önemsiz adli görevler üstlendiyse de kısa süre sonra kamu yaşamının ve düzenin kendisine uymadığına karar verdi ve çalışma yaşamını terk ederek bütün zamanını şiire ayırdı. Bu durumda, Ovidius’un doğrusal ve düzenli bir biçimde ilerleyen, kozmos olarak adlandırılabilecek yaşantısında kendisini kaosa çeken garip çekicinin şiir olduğunu söyleyebiliriz rahatlıkla. Genelde aşk, terk edilmiş kadınlar ve mitolojik temalı şiirler yazan Naso, Publius Vergilius Maro ve Horatius ile beraber, Latin edebiyatının üç kanonik şairinden biriydi. Amores (Aşklar), Ars Amatoria (Aşk Sanatı), Remedia Amoris (Aşkın Çaresi), Medeia, Fasti (Şenlikler), Tristia (Hüzün) gibi önemli yapıtlar yazdı. Genelde hüzün beyitlerinin en büyük hocası olarak kabul ediliyordu. En ünlü yapıtı kaostan evrendeki düzenle (kozmos) dünyanın oluşumu ve yaratımı anlattığı 15 kitaptan oluşan Dönüşümler’dir (Metamorphosis). Ovidius’un kaotik ve çalkantılı yaşamı ve büyük eseri Dönüşümler’i, kaos ve mitoloji penceresinden incelemeye devam edeceğiz.


--------------------------------------------------------------------------------

Kaynaklar

Anne Rice (2007), Pandora (Çev:İlkin İnanç), Martı, İstanbul.
James Gleick (1997), Kaos (Çev: Fikret Üçkan), TUBITAK, Ankara.
Mantık, Matematik ve Felsefe II. Ulusal Sempozyumu: Kaos, 21-24 Eylül 2004, Assos-Çanakkale’de sunulan çeşitli bildiriler.
Ovidius (1994), Dönüşümler (Çev: İsmet Zeki Eyüboğlu), Payel, İstanbul.
Shakespeare’in adı geçen tiyatro oyunları.
Wikipedia ve Ekşisözlük’teki ilgili maddeler ve çeşitli internet kaynakları.

Hiç yorum yok: