5 Aralık 2008 Cuma

Laplace'in Şeytanı



"O kadar çok esrarengiz olgunun nedenini buluyoruz ki, bir şeyin bilinemeyeceğine inanmakta zorlanıyoruz. Ama yine de bilinemeyen, bilinemeyecek diye bir şey var. O da karşımıza geçmiş sakin sakin işine bakıyor." - Henry Louis Menchen

Fransız matematikçi Pierre-Simon Laplace, 18. yüzyılın sonlarında hazırladığı ve o günden bugüne kadar felsefe, fizik ve kimyanın da aynı sorunsala dahil olmasını sağlayan deterministik tezinde, günün birinde evrendeki tüm yasaların bilindiğinde gelecekteki tüm olayların öngörülebileceğini söylemişti. Bu iddia, göründüğü veya okunduğu kadar masum değildir aslında. Zira bu bilimsel determinizm denen düşünceden hareket edecek olursak evrendeki her şeyin aslında belli olduğunu, eğer bu düşünce kanıtlanırsa kader kavramının da kanıtlanabileceğini, öte yandan her şeyin belli olduğu bir dünyada insanın aslında pek bir önemi olmadığını, hatta özgür irade, seçim, karar, düşünce dediğimiz şeylerin birer yanılsamadan ibaret olduğunu, insanın hayvandan pek bir farkı olmadığını düşünebiliriz -ki bu son 3 yüzyıldır fiziğin ve felsefenin kuantum felsefesi-fiziğinde buluşup bu işe bir çözüm aramasına neden oldu. Eğer Laplace'ın, ilk duyumda kulağa mantıklı gelen teorisi doğruysa, insan yaratılışının ne önemi vardı? Tanrı insanları neden yaratmıştı? Yoksa Tanrı dediğimiz de aslında bir yanılsama mıydı, Nietzsche'nin ünlü "Tanrı mı insanı yarattı, yoksa insan mı Tanrı'yı" sorusunun cevabı belli miydi? İşte bu noktada, 19. yüzyılın sonlarına doğru fizikçi Max Planck, kimyacı Niels Bohr, 20. yüzyılın başlarında Albert Einstein, Louis de Broglie devreye girer ve 1920'lerde Werner Heisenberg'in ortaya attığı Belirsizlik Teorisi ile işler iyice karışır.

Max Planck, yaklaşık 4 yüzyıldır süregelen ve ışığın mevzubahis olduğu durumlarda tıkanan Newton fiziğinin önündeki yolu açan kuantum fiziğinin temellerini attı. Işığın, daha doğru tabirle fotonların hareketlerinin açıklanmaya çalışıldığı eski kuantum fiziği denilen Einstein-Bohr-Planck'ın çalışmaları, fotonların enerji ve hareketlerinin formüle edilmesi konusunda önemli adımlar attı. Sonraki yıllarda ise Alman fizikçi Heisenberg'in çalışmaları, yeni kuantum fiziğinin temelini oluşturdu. Heisenberg'in çalışmaları "Belirsizlik Teorisi" olarak bilinir ve elektronların konum ve momentumlarının (kütle x hız) kesin olarak bilinemeyeceğini, bu nedenle tüm yasalar bilinse dahi geleceğin öngörülemeyeceğini, milyonlarca olasılığın var olduğunu söyler. Kuantum felsefesi ise Tanrı'nın bu olasılıklarda gizli olduğunu ve bu olasılıkların yaşamımızı şekillendirdiğini anlatır. (buna kuantum teolojisi adı da verilir)

Bilim, tıpkı tarih gibi Hegel'in dediği üzere tez-antitez-sentez üçlüsüyle ilerler; delinin biri bir kuyuya taş atar - bin akıllı çıkartamaz - sonra bir başka deli, hayatım ne yapıyorsunuz taş o kuyuda değil şuradakinde deyip iki yığının da düşüncesini birleştirerek bir sentezle olayı çözümlendirir, pek tabii ki bu sentez de bir sonraki antitezin tezi olacaktır ve olaylar bu şekilde yığın halinde ilerler. Muhtemelen determinizm (Laplace) ile indeterminizmin (Heisenberg) savunuları 21. yüzyılda çıkacak bir başka Heisenberg veya Einstein tarafından birleştirilip bir çözüme ulaştırılacaktır.

Kaynak: http://ksilofon.blogspot.com/2007/07/olaslksz.html

Hiç yorum yok: