1 Temmuz 2007 Pazar

KAOS: HİÇLİK Mİ YOKSA TANRILARIN TANRISI MI? - Barış Safran

Felsefe, var olanlar üzerinde bilinçli, planlı düşünceden doğmuştur. Öteden beri cevapları yalnız dinden, mythostan edinilen bazı sorunlar, bir süre sonra eleştiren bir düşünmenin ve gözlemin konusu yapılınca, felsefe tarihi de başlamıştır. Bu soruların başında da: var olanların kökeni, dolayısıyla evrenin (kosmos) meydana gelişiyle insanın bu dünyadaki yeri ve ödevinin ne olduğu soruları gelir.


İnsanın bir kültür varlığı olarak ortaya çıkışından bu yana neredeyiz, kimiz ve niçin bulunduğumuz yerdeyiz soruları en temel ve en yakıcı sorular olmuşlardır. Mitolojiden felsefeye, dinden bilime kültür tarihi bu sorulara verilen cevapların, daha doğrusu cevap verme tarzlarının kanaviçesi içerisinde şekillenmiştir. İlk yazılı metinlerde görülen cevaplama tarzı mito-poetik veya mitolojik düşünce adı verilen anlamlandırma tarzıdır. Mito-poetik düşünüş, hayatı bir bütün olarak adlandırmak ve varlığı anlaşılabilir kılmak amacını taşır. Bu düşünme tarzı düş gücünün, belirli bir akıl kullanımının ve dünyayı belirli bir şekilde yorumlamanın sonucunda ortaya çıkar. Mito-poetik düşüncede yalınkat akılcılık, tutarlılık, ardışık ve doğrusal olarak akan zaman anlayışını, daha doğrusu açık bir biçimde nedensel ilişkileri bulmak pek mümkün değildir. Ancak mito-poetik metinler, ne çocuksu uydurmalar, ne de sıradan masallardır. Mito-poetik düşünceyi anlamanın ve yorumlamanın yordamı, söz konusu metinlerde neyin, hangi amaçla ve nasıl anlatıldığını sorgu konusu yapmaktır.

Bilimsel-felsefi görüşün dini görüşten ayrılıp doğması, doğal olarak, birdenbire, kesintisiz olmamıştır. Bu nedenle, bir yandan Yunan doğa filozoflarının ilk düşünme denemelerine birçok mitolojik öğenin karıştığını görüyoruz; diğer yandan da en eski filozofların “doğa üzerine” adlı yapıtlarıyla mythoslar ve tanrı masalları arasında bir ara-basamağı buluyoruz: Eski ozanların theogonia’ları (tanrıların doğuşu) ile kosmogonia’larıdır (evrenin doğuşu). Bunlarda tanrıların, yarı-tanrıların, insanların meydana gelişi üzerine birçok şeyler anlatılır. Aristoteles, Metafizik’inin birinci kitabında, ilk felsefe tarihi denemelerinden biri olan bu taslakta, bu “en eskilerin”, yani eski ozanların, bu konular üzerinde eski filozoflardan daha önce düşünmüş olduklarını, ancak, bilimsel olarak değil de, dine bağlı kalarak düşündüklerini söyler.

Neredeyiz sorusu bir başka biçimde nasıl bir dünyada yaşıyorum, yaşadığım bu dünya nasıl ortaya çıktı, başlangıçta ne vardı sorularıyla da dile getirilebilir. Zaten kosmogonia terimine yakından bakılacak olursa ikinci ek sözcüğün (gonia) eski Yunanca’da genesis (üreme), ortaya çıkma anlamına geldiği hemen göze çarpar. İnsan yaşadığı dünyayı, geniş anlamda evreni düşüncesine konu yaptığında her zaman bir kök, bir başlangıç durumu aramış ve evrenin ortaya çıkışını gerek kadim zamanlarda gerek günümüzde belirli modellerle açıklamaya çalışmıştır. Yazılı tarihin ilk metinlerine, örneğin Enuma Eliş’e, Gılgamış’a, Ilias’a, Theogonia’ya şöyle bir göz attığımızda, bu durum hemen fark edilir. Nasıl modern kosmolojinin Big Bang, kara delik gibi modelleri varsa, mito-poetik düşüncenin de üreme, doğum, döllenmiş yumurta gibi modelleri vardır. Söz konusu metinlerde evrenin ortaya çıkışı (kosmogonia) ile tanrıların ortaya çıkışı (theogonia) tek bir süreç olarak görülür. Kosmik süreçler tanrıların evlenmesi, doğumlar ve kendi aralarında yaptıkları egemenlik ve güç kavgası olarak tasvir edilir.

Öykü anlatıcılardan en eskilerin tipik örneği olarak Hesiodos’u alabiliriz. Hesiodos’un Theogonia adlı yapıtının başında Khaos kavramı yer alır. Yapıtta tanrıların ortaya çıkışı ile iktidar kavgaları anlatılırken, aslında içinde yaşadığımız evrenin temel kurucu öğeleri olarak karşımıza çıkan yeryüzünün, dağların, mağaraların, denizlerin, ırmakların, içinde kuşların uçtuğu hava boşluğunun, gökyüzü ile gök cisimlerinin ortaya çıkışının öyküsüdür anlatılan. Bir başka deyişle bu öykü, khaos’tan kosmos’un doğuşunun ve ortaya çıkışının öyküsüdür.

Kosmos’un doğuş ve ortaya çıkış öyküsünün, Hesiodos’tan çok daha eski zamanlarda Sümer ve Babil yaradılış mitoslarıyla başladığı görülür. Mezopotamya yaradılış mitosları söz konusu edilmeden Hesiodos’un öyküsünü anlamak ve yerli yerine oturtmak oldukça zordur. Bir başka deyişle, kaos kavramı, ilk çağın eski toplumlarında hem doğa ve toplum olayları açısından, hem de kozmogeni açısından önemli bir yer tutmaktadır. Gılgamış Destanı'na göre ünlü Nuh Tufanı'nın nedeni, insanların çoğalması sonucu kıtlık, yokluk, karışıklığın baş göstermesi ve insanların Yeryüzü Tanrısı'nı dinlememeleri nedeniyle Tanrıların insanları cezalandırma isteğidir. Kaosun nedeninin bir şeyin çoğalması ve bir dış etkenle kaosun durdurulabilir olması günümüz kaos kuramlarının da özünde varolan kavramlardır. Sümer yaradılış mitoslarında her şeyin başlangıcında gökyüzü (An) ile yeryüzünü (Ki) doğuran kadim ana, ilk deniz (Namnu) yer alır. Namnu, tabanı yeryüzü, tepesi gökyüzü olan bir dağdır. An ile Ki’nin birleşmesinden hava tanrı Enlil doğar. Enlil An ile Ki’yi birbirinden ayırarak tabanı yeryüzü, ortası hava boşluğu ve üstü gökyüzü olarak adlandırılan kosmosun ortaya çıkmasına neden olur.

Babil yaradılış mitosu olan Enuma Eliş’e göre başlangıçta her şeyin hakimi olan tatlı su tanrısı Absu ile tuzlu su tanrıçası Tiamat bir aradaydı. Kosmos ortaya çıkmadan önce, sadece suların ‘khaos’u vardı. Bu sular khaos’undan, yani Absu ile Tiamat’ın birleşmesiyle bir dizi tanrılar soyu ortaya çıkar. Destanın dördüncü tabletinde, genç tanrılar kuşağından olan Marduk adlı tanrının, Tiamat’ın bedenini ikiye ayırarak yarısını yeryüzü olarak aşağıya, diğer yarısını da sırıklar üzerinde gererek gökyüzü olarak yukarıya yerleştirdiği, yani kosmosu düzenlediği (form verdiği) anlatılır. Mısırlılar'da da aslında evrenin su olduğu ve göklerin de su ile kaplı olduğu düşüncesi bulunmaktadır. Yine bir Sümer düşüncesine göre de yer su üzerinde yüzen yassı bir kara olarak düşünülmekteydi. Kur'an'da da tüm varlıkların özü sudur şeklinde bir ayet bulunmaktadır. Mısırlılar da kaos sözcüğünün karşılığı nun olup yaratılıştan önceki hal ve aynı zamanda şekil ve yapı dünyasının da ortak olarak varolduğu ortamdır. Bu hal aynı zamanda bütün kuvvetlerin sonsuz küçük zaman aralığı içinde çözüldüğü bir depodur. Tevrat ve İncil'in Yaratılış bölümünde ise farkların olmadığı kaba bir yapı, aynı zamanda bir şeylerin oluştuğu kaynaktır.

Yunanca khaos ve kosmos terimlerinin incelenmesi, Yunan kültüründe, görünmez evrenin görünebilir bir haritasını çıkarma girişimidir. "Doğanın yalın hali nedir?" biçiminde çocukça bir merakla sorulan o naiv ama çok boyutlu soruya verilen yanıt, diğer kültürlerde olduğu gibi, Yunan kültürünün de geçit vermez gibi görünen dinsel ve düşünsel katmanlarının yarılıp, bir kültürün kimlik kartları olan evren, tanrı ve insanla ilgili öğretilerinin karanlık yanlarına nüfuz edebilmesine olanak tanır. Yunan mitoslarındaki evren doğum şemalarına, bu iki sözcüğün kökeninde yatan anlamların ışığında yaklaşmak, Yunan evren anlayışının ana hatlarının çıkarılmasına ve dolayısıyla konuyla ilgili yapılacak edebi ya da bilimsel bir çalışmanın sağlamlığına kanıt oluşturacaktır. Çünkü kelimelerin kültürün o anki değerlendirişiyle tanınmasının ve açımlanmasının, bugünkü kullanımındaki benzerliklerini ve farklılıklarını, hatta olağanüstü değişikliklerini algılamak açısından üstlendiği başat rol tartışılmaz. Bilimsel-felsefi görüşe ve Gökberk’e göre bu, “felsefi düşüncenin uyanmaya başladığını gösteren ilk belirtidir”.

“Hesiodos’a göre, başlangıçta Khaos vardı. Khaos, türevi bakımından, “esneyen boşluk” demektir. “Bu da bize hiçliği, boş uzayı, zamanı, sonra kendisinden bütün var olanların oluşacağı o düzensiz, karmaşık yığını düşündürüyor” der, Gökberk: Bu, var olanlardan önce gelmiş olan ve var olanların kendisinden doğmuş oldukları hiçliği, kavram olarak belirlemek için yapılmış ilk denemedir. Bu denemede, salt düşünce ile bir şey saptanmak isteniyor; burada mythostan bir ayrılma, işin içine tanrıları ve benzerlerini karıştırmama eğilimi var; Hesiodos burada inançlarını bir yana bırakmak, gelenek-görenekten edindiklerine dayanmamak istiyor.

Oysa Hesiodos, ne hissettiğini, bir sıfat kullanıp bize duyumsatmaz. Biz ancak sözcüğün o kültürdeki kullanım biçimine, anlam içeriğine baktığımızda ve kendinden sonra gelen edebiyatçıların ve felsefecilerin geliştirdiği dil yapısını incelediğimizde Khaos'un, yani doğanın ilk halinin özelliklerini sezinleyebiliriz.

Khaos, Yunancada khasko (khaskein, khastmasthai) fiilinden türemiştir. Fiilin anlamı, esnemek, yarılmak, açılmak, bir şeyi doğurmak üzere esneyip açılmaktır. Khaos, boşluk, açıklık ve esneyen yarık anlamlarına gelir. Dolayısıyla, düzenlenmiş evren kosmos ile zıt bir anlam içeriğine sahiptir. Khaos’un, etimolojik çağrışımları olan khazo, khaino, khoris ve khora ya da chasma sözcüklerinin kökündeki ortak anlam, açılma, yarılma, çukur, delik diye çevrilebilir. Yunan düşüncesinde her şey, dünya düzenine khaostan, başka deyişle boşluktan ya da bu bilinmeyen büyük uçurumdan sıçramıştır.

Khaos’a karşıt terim olarak kullanılan ve düzen olarak çevrilen kosmos ise düzenlemek, ayarlamak anlamına gelen kosmeo fiilinden türemiştir. Oysa, Yunanlılar için kosmosun ilk anlamı sadece düzen değildir. En yüksek dinsel saygınlık, dinsel yücelik anlamını da içerir. Dinsel yücelikte hayranlık uyandırıcı bir harmonia, yani uyum, biçimlilik, güzellik ve yasalılık; aynı zamanda anlaşılabilirlik ve açıklanabilirlik söz konusudur. Ayrıca kosmos Yunanca’da, devlet düzeni; süsleme, bezeme; saygınlık, onur anlamlarını da içerir. Geç dönemde ise bu sözcük, bilinen ve yerleşilen dünya, şu an üzerinde yaşadığımız dünya olarak da kullanılmıştır. Kosmos’u ilk kez bir felsefe terimi olarak, evren (düzen) anlamında Pythgoras’ın kullandığı düşünülür ancak evrenin bir kosmos olduğu ana düşüncesine Anaximandros, Anaksimenes gibi doğa düşünürlerinde de rastlanır. Pythagoras’a göre evren, bir kosmostu; çünkü matemetiksel oranlara (harmonia) indirgenebilirdi (bu noktada, Aronofsky’nin Pi isimli deneysel filmi şiddetle tavsiye edilir).

Yunan düşüncesinde khaos terimiyle ilk sıcak ilişkiyi kurduğumuz metne, Theogonia’ya baktığımızda, adeta bir tiyatro sahnesi içinde oynanan bir piyesi izliyormuşuz gibi, bu esneyen kocaman yarıktan, düzenli olana nasıl gidildiğini adım adım gözlemleyebiliriz. Bu khaostan kosmosa geçiş piyesi, aynı zamanda, Yunan dini olarak bilinen Olympos dininin, Yunanlının sosyal ve siyasal kültür yaşamının ve düşünsel öğretilerinin de oluşumunun sahnelenmesidir. Zeus’un henüz doğanın egemenliğini ele geçirmediği ve kült bir varlık haline gelmediği, tanrılar arasındaki kıyasıya mücadelelerin henüz başlamadığı bir aşamada oynanır bu oyun. Hesiodos’un yaptığı, savaşımların, aşkların, yıkımların, ayrılıkların, baştan çıkarmaların ve aldatmaların yaşanacağı düzeni dekore etmektir.

Hesiodos’un sahne dekoru, doğanın düzenini, yani kosmosu oluşturacak olan üç öğe üzerine döşenir ve her bir öğe birbirinin özellikleriyle kıyaslanır, tanımlanır ve anlaşılmaya çalışılır. Dolayıyla, şu ana kadar karanlık ve gizemli tanımlamalarından, zihnimizde bir yer bulup oturtamadığımız, gönül bulandıran bir burgaç olarak gördüğümüz khaos da, yaşayan, soluk alan, adeta tanıdık bir varlık haline dönüşüverir. Hesiodos’un kendilerine yükledikleri sıfatlarla söyleyecek olursak bu üç öğe şöyledir:
İlkönce varolan, Khaos,
Geniş bağırlı toprak, Gaia
(Gaia eyrysternos)
Kişinin elini ayağını çözen, Eros (Arzu)


Hesiodos, Khaos’un yanına iki güç, iki ilke daha koyuyor: 1.Gaia: Geniş göğüslü yer, doğurucu ilke, 2.Eros: Doğurtucu erkek ilke. Bu iki güç de, kişiliği olan, insanımsı birer varlık ile kişi olmayan, salt kavram arasında bulunan şeylerdir. Evrenin bu ilk eskizleri, saf öznedir. Kendi kendilerine varolmuştur ve kendi kendilerini idare eden araçlardır. Varlıkları doğuracak güç onların içindedir. Kendi içinde apaçık olan bir başlangıca işaret ederler. Hiçbiri bir başka şeye bağlı değilken, bunlardan çıkan her şey kendilerine bağlıdır.

Bu öğelerin ilki olan Khaos, daha önce söz ettiğimiz khasko fiilinden türemiş olan saf anlam haliyle kullanılır. Biz kelimenin türediği fiilin anlamından yola çıkarak ona esneyen yarık ya da uçurum anlamlarını yüklüyoruz. Onun, evrenin kurucu öğelerinin henüz ayırt edilmemiş karışımı (syghysis stokheiron) olduğunu ya da düzeni olmayan, biçimi olmayan ve şeylerin farklılaşmamış başlangıcı olduğunu Yunan edebiyat ve felsefe dilinin gelişmesiyle birlikte, sözcüğe sonradan yüklenmiş anlamlardan çıkarıyoruz. Aristoteles, Hesiodos’un Khaos’unun “boş yer-topos” ya da “küçük mekan, yer, oda-khora” anlamlarına geldiğini belirtmiştir. Aristophanes, Kuşlar adlı komedia eserinde khaos’u, yeryüzü ile gökyüzü arasında kuşların uçtuğu hava veya boşluk olarak belirler. İ.Ö. 6.yüzyılda, boşluk sözcüğü hava ile eşanlamlı kullanılmaktadır ve buradan hareketle, Hesiodos’un Khaos’tan yer ile gök arasındaki havayı anladığı belirtilmiştir. Theogonia’nın 700. dizesinde ise Hesiodos, bu düşünceyi bir anlamda kanıtlar nitelikte,
“Khaos Zeus’un ve Titanların savaşında,
muazzam bir sıcaklıkla doldu”,

diyerek hem savaşın şiddetini, hem de zihnindeki Khaos’un yerini belirtmiştir. Eski Yunan mitolojisinde hava hem karanlık, nemli, doğurgan dişi unsur hem de aydınlık, mavi gök ve erkek unsur olarak tahayyül edilmiştir. Hesiodos açısından bakıldığında, khaos ne mutlak boşluk ve hiçliktir, ne de varlık sebebi yeryüzü ve gökyüzünün yapışık birlikteliğine bağlıdır. Khaos, ilk önce gelen ve "esas" teşkil eden bir varlık olmasından dolayı mevcudiyeti başka varlıklara bağlı olamaz.

Hesiodos’un bize sunduğu tabloda, bu dizelerdeki Khaos’un neliğine, diğer öğelere yüklenen sıfatların özellikleriyle kıyaslamalar yaparak, ilk başta dilsel bir sezgiyle erişebiliyoruz ancak Khaos’tan derinliklerin ışıksız karanlığının, Erebos’un doğmasından ve her şeyden önemlisi Khaos’un bunu başka bir varlığa ihtiyaç duymadan, kendiliğinden yaratmasından, Hesiodos’un Khaos’unun iş yapabilme gücüne sahip bir uçurum olduğunu algılıyoruz. Yunanlıların anlayışına göre, iş yapabilme gücüne sahip olma, theos (tanrı) olmayla eşdeğerdir. Buna göre Korku (Deimos) tanrıdır; Terör (Phobos) tanrıdır; Savaş (Eris) tanrıdır; Adalet (Themis) tanrıdır. Menandros, “güce sahip olan varlıklara şimdi tanrı olarak tapınılıyor” derken, bu anlayışı en iyi şekilde dile getirir. Bu şekilde düşünüldüğünde, Hesiodos’un Khaos’u, Homeros’un Okeanos anlayışına benzer; bütün tanrıların genesis’i (varlığın çıktığı kaynak) olarak görülen, dünyayı çevreleyen tanrısal nehre.. ya da felsefecilerin deyimiyle, her şeyin physis’ine veya arkhe’sine.

Khaos! Hiçlik midir? Tanrıların tanrısı mıdır? Bilinmez.. Ancak Khaos'tu hepsinden önce varolan.

KAYNAKLAR
GÖKBERK, Macit, Felsefe Tarihi, Remzi Kitabevi, İstanbul, 1996
Mantık, Matematik ve Felsefe: Kaos, II. Ulusal Sempozyumu, İstanbul Kültür Üniversitesi Yayını, Çanakkale, 2004

1 yorum:

Barış SAFRAN dedi ki...

Ve her tanrı, tıpkı tanrıların Tanrısı gibi, kendi eylem ortamından çok daha etkindir.